www.gizlicennetler.com Türkiye'nin Gizli Cennetleri
 
  Gizlicennetler Site Hakkında Ziyaretçi Defteri İletişim  
Nasıl Gidilir? Nerede Kalınır? Ne Yenir? Alışveriş İlginç Yerler Telefonlar
 
Gaziantep
 
 

Gaziantep Kalesi.
Gaziantep Kalesi.

Gaziantep’de gidilecek, gezilecek yer çok... O nedenle kalacağınız güne göre kendinize öncelikle bir program yapın. Gaziantep’de Gaziantep kalesi gezisiyle başlayıp, hemen eteklerinde kurulan eski şehir merkezini, çarşıları, birbirinden ilginç camileri gezmek bile birkaç gününüze mal olacak kadar vakit alıyor. Tabii bir de araya ilginç alışveriş yerlerini, yemek molalarını eklediğiniz zaman, işin altından kalkmak gerçekten zor.  O nedenle iyi bir gezi planı yapmanız gerekiyor.

GAZİANTEP KALESİ.
Gaziantep’e gelip de kaleye çıkmamak olmaz. Şehrin ortasında yükselen kale, Suriye’nin ikinci büyük şehri Halep kalesinin birebir kopyası gibi. Ne zaman ve kimin yaptığı tam olarak bilinmiyor.

Yalnız biraz daha bakımsız bir halde duruyor. Kalenin çapı 100 metre, 1200 metre uzunluğunda.

Bir zamanlar 36 burcu olan kalenin 12 burcu duruyor. İlginç yeri ise, kaleyi dairesel olarak dolaşan tonozlu koridorları.

En önemli görülecek yerlerin başında ise tabii ki, Zeugma geliyor. Ne yazık ki Birecik Barajı’nın suları altında kalan Zeugma’dan kurtarılan yüzlerce metrekarelik mozaikler Gaziantep’de yeni yapılan müzede sergilenmek için hazırlanıyor. Müze açılınca gerçekten dünyanın en önemli mozaiklerini görme şansınız olacak. Bunlar arasında yer alan “Çingene Kız”, “Akhileus”  mozaiklerini ise mutlaka görün.

ZEUGMA HAKKINDA BİLGİ!

“Köprü Başı” anlamına gelen Zeugma, Gaziantep’in Nizip İlçesinin Belkıs köyünde bulunan antik bir kenttir. Belkıs, Fırat nehrinin kolay geçilen bir noktasında yer aldığından, tarihin en eski çağlarından bu yana çok önemli bir geçit yeri olmuş ve tarih boyunca ticaret açısından olduğu kadar, askeri bakımından da her zaman önemini korumuştur.

Doğudaki ve Batıdaki imparatorlukların doğal sınırı olan Fırat Nehri kıyıları, büyük savaşlara sahne olmuştur. Büyük İskender, İran seferine giderken Fırat’ı buradan geçmiş ve Şehir, Helenistik dönemde yeniden imar edilmiştir.

Kommagene Krallığı döneminde dört önemli şehirden birisi olan Zeugma, Roma İmparatorluğu döneminde, Fırat’ı koruyan dört büyük askeri garnizondan biri ve en güneydeki olma özelliğine sahip olmuştur. Roma devrinde şehir çok büyümüş, kültür, sanat ve ticari alandaki faaliyetleri ile zengin bir yapıya sahip olmuştur. Özellikle M.S. 2. ve 3 yy.’da en parlak devrini geçiren Zeugma, Bizans döneminde eski canlılığını kaybetmeye başlamış ve sonunda İslam akınlarına dayanamayarak önemini yitirmiştir. Zeugma, özellikle Roma döneminde, sanat alanında çok ilerlemiş, zengin villaları süsleyen mozaik döşemeler dünya örnekleri ile yarışır hale gelmiştir.

Zeugma’nın en acı tarafı ise, baraj inşa edilirken yıllarca sular altında bu değerli eserlerin kalacağı biliniyordu. Ama ne yazık ki yıllarca yılda sadece 30 gün kazı yapılarak buradaki eserler kurtarılmaya çalışıldı.
Ama artık çok geç kalınmıştı.

TAHMİS KAHVESİ
Gaziantep’in en ilginç yerlerinden biri ise, Tekke Camisi’nin yan tarafında bulunan “Tahmis Kahvesi”. Burası, 1640 yılında yapılmış.İki katlı bir yapı. Kapıdan içeri girer girmez Gazianteplileri tavla oynarken, nargile içerken görüyorsunuz. Asıl ilginç yanı ise, ahşap merdivenle, kahvenin tam ortasından çıkılan ikinci katı. Yaklaşık 80 yıldır bu kahveyi işleten Bahattin Dedekurt, burayı yaşatmak için elinden geleni yapıyor.
Kahvede en ilginç içeceklerden biri kekik çayı ve Menengiç kahvesi.
TARİHÇESİ
Kahve ve yanında bulunan dükkânlar ve han,  aslında yanı başında bulunan Mevlevihane’nin yaşaması için, burayı yapan sancak beyi Mustafa Ağa tarafından vakfedilmiş. Ancak 1901-1903 yılları arasında çıkan yangında, bütün binalar yanmış.
Binalar, Mevlevihane’de postnişlik yapan Feyzullahoğlu Şeyh Mehmet Muhip Efendi tarafından kendi cebinden harcadığı parayla onarılmış.
Tahmis’in kelime anlamı, “kahve dövülen yer” demek. Eski dönemlerde kahve, cevizden yapılan dibeklerde dövüldüğü için bu adı almış.
Menengic kahvesi ise, yabani fıstıktan yapılıyor. Dibek kahvesi gibi bir tadı var.

DİKKAT! Tahmis Kahvesi, ilginç olmasına ilginç, tarihi bir yer ama, ne yazık ki, bakım neredeyse hiç yok. Neredeyse 100 yıldır el değmemiş gibi duruyor. En kötü tarafı ise, aydınlatmanın tavanlardan sarkan flueresan lambalarla sağlanması. Duvarlarda alakasız büyük boy resimler, buranın bütün özelliklerini kaybettiriyor.

MEVLEVİHANE.
Kahve’nin hemen sağ tarafında az ilerde bulunan Mevlevihane’ye ise mutlaka gidin. İki nedenle. Birinci neden Mevlevihane içinde bulunan Tekke Camisi’nin içine girerken, minaresinin altındaki yoldan yürüyerek geçiyorsunuz. Evet minarenin altında yol var!  Caminin girişi tam yol kenarında bulunan minareye denk geldiği için böyle bir çözüm bulunmuş. Gayet de güzel olmuş.
Eski Antep evlerini, cami çevresinde bulunan dar sokaklarda dolaşırsanız görebiliyorsunuz. Ama Gaziantepliler, daha eski evlerin turizm için ne kadar önemli olduğunun farkına varmamış gibi davranıyor. Bu konuya el atan ne yazık ki yok.

BOYACI CAMİSİ
Gaziantep’in en güzel camilerinden biri. En büyük özelliği ise, taş ustalarının büyük bir maharetle işledikleri minaresi. 1358 yılında yapılmış. Mutlaka hem minaresi hem içi görülmeli. İçinde yer alan minberi ise, kızaklı. Duvardaki özel bölmesine girip çıkıyor.

ÜNÜ TÜRK SINIRLARINI AŞAN BAKIR USTASI
MEHMET YAŞAR KERVANCIOĞLU

Gaziantep’e gelip de, yekpare bakırdan imal edilen, kimi dekoratif kimi ise yemek masalarında, pasta servislerinde kullanılan üstü tek tek göz nuru işlemeli "eserleri" almak için gidebileceğiniz en doğru adres ise, Ünlü Bakırcı’nın sahibi, Yaşar Kervancıoğlu...

Dile kolay, 13 asırdır devam eden bir işin temsilcisi Yaşar Usta.
İlerlemiş yaşına rağmen, hala sabahın erken saatlerinde dükkâna gelip işlerini kendi yapıyor. 62 yıldır bu işin içinde olan Yaşar Usta, yaptığı işi ve inceliklerini şöyle anlatıyor.

“ Bu meslek, babalarımızın dedelerimizin mesleği. Babam 13 asırdır yıldır devam ettiğini söylerdi. Ben 5-6 kuşak sayabilirim. Babamın adı Ökkeş, onun babası İbrahim, onun babası Mehmet, onun babası Halil, onun babası Kenan. Böyle devam ediyor.

Çalışmalarımız 1963 yılına kadar kız çeyizleri, çeyiz kapları mutfak eşyaları yapılırdı. Özel olarak kız çeyizlerine kayık takımlar yapılırdı. Şimdi zamana göre gümüş kaplama pasta takımı, sofra takımı yapıyoruz. Alem çeşitleri var. Hatta dekor olarak da evlere salonlara da koyuyorlar. Onun haricinde bakır turistik eşyalar yapıyoruz. Kapaklı sahanlar oymalı işleme var. Kullanım amaçlı ve dekoratif eşyalı. Devamlı kullanmaya müsait değil ama kullanılabilir.”

Yaşar Usta’nın en büyük özelliği ise, bir zamanlar Türkiye adına yurt dışına gönderilen hediyeleri kendisinin yapması. Hatta İran Şahı Rıza Pehlevi,  Farah Diba ile evlenirken, Türk hükümeti düğün hediyesi olarak büyük bir leğen ve ibrik ısmarlamış. Ancak o sırada askerde olan ustaya özel izin verilmiş. O da tek parça 40 santim büyüklüğünde hediyeyi, bir ayda geceli gündüzlü çalışarak bitirmiş.
Yaşar Usta’nın el emeğinin güzelliği devlet yetkilileri tarafından da beğenilince, Türkiye adına neredeyse bütün dünyaya çalışmaya başlamış.
Dönemin Amerikan başkanı Eishnoweer, Fransa Devlet başkanı De Guelle, İngiltere Kraliçesi Elizabeth hediyelerin gittiği ünlülerden bazıları.


Yaşar Usta’nın dükkânı günümüzde de Gaziantep’e gelen ve değerli, el emeğinin en güzel örneklerini arayanlar tarafından ziyaret ediliyor. Hanımlar, misafirleri için gümüş kaplı pasta takımları, yemek tabakları, kompostolukları, vazoları kapış kapış alıyor.

Özel olarak tek parça bakırdan yapılan ve gümüşle kaplanan kapakları nakış gibi işli pilav sahanları ise, göz kamaştırıcı.

Kısacası, Yaşar Usta, bir şey almaya niyetiniz yoksa bile, kendi mesleğinin en önemli temsilcilerinden biri olduğu için mutlaka ziyaret edilmesi gereken el sanatları ustalarından biri.

KUTNU USTASI 73 YAŞINDAKİ CEVDET DEMİR...
Gaziantep, ustalar kendi adeta. Her köşede kimi neredeyse yok olmak üzere olan önemli mesleklerin ustaları karşınıza çıkıyor.

Bunlardan biri de, bir zamanlar padişahların giysilerinin yapıldığı kutnu olarak bilinen floş ipek ve pamuk karışımı kumaşları üreten, 73 yaşındaki Cevdet Demir.

Kendisine ait ufacık bir hanın odasında, Gaziantep’te kutnu üretimi yapan iki kişiden biri olarak kendisinin kaldığını anlatıyor. Gaziantep’ten üst düzeyde birine gidecek hediyelerin başında ise Kutnu geliyor. Nasıl gelmesin? Eline aldığınızda taa Osmanlı’dan bu yana gelen desenlerin işlendiği kutnular, göz kamaştırıyor.

Cevdet Demir, hala dün gibi hatırlıyor, 1938 yılında çırak olarak bu işe girişini. O tarih nereden mi aklında kalmış? Bu tarihte ölen Atatürk’ün, ölüm tarihinin bilinmeyen bir “keskin hatırası” var kendisinde de ondan.

“Aklımda şuradan kaldı. Gaziantep’de İsmet Paşa Mektebi vardı. Onun önünden geçerken niye geziyorum bilmiyorum. O okulun bahçesi genişti. Talebeler ağlıyorlar. “Niye ağlıyorlar?”diye gelen geçene sordum. “Babamız öldü. Tamam” dediler. Yani  Atatürk o gün ölmüştü. O tarih de oradan  aklımda kaldı”

1938 yılında çırak olarak başlamış Cevdet Demir bu işe. Malzemeyi İstanbul  ve Bursa’dan alıyorlarmış. Bir merakla girmiş bu işe.
“O zaman iyi bir sanattı. Yani mal yetiştiremezdik. Şimdi işçiyi tatmin edemiyoruz. 7 ayrı ustanın elinden çıkıyor bu iş. Para yediye bölününce işçiye bir şey kalmıyor. İşçiler de o nedenle bir amelelik bulunca gidiyor. Bu kumaşın özelliği, Floş ipeğiyle pamuk ipliği. El tezgahında dokunuyor. Desenleri eskiden isimleri konmuş. İsim verilirken çözgü sayısına dikkat ediliyormuş. Sultan, Mecidiye, Hindiye, Kemha bu isimlerden sadece bazıları. Dükkanda şu günlerde 60 çeşit ürün var. Kumaşların eni 50-60 santim. “


Bir zamanlar padişahların giysileri olan kutnular günümüzde farklı amaçlar için kullanılıyor. Ama özellikle düz desenler ise, gençlerin ve kadınların gözdesi. Erkekler ipek gömlek için alıyor. Kadınlar ise, ceket elbise ,gece kıyafeti yapıyorlar. Ona rağbet var. Tarihi desenleri halk oyunları giysileri turistik eşya yapıyorlar. Ayrıca, yelek, şalvar, terlik ayakkabı, yapılıyor.

Kutnu kumaşları İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde belli yerlerde ancak bulabiliyorsunuz. Yurt dışından da talep var. Ama usta yaşamak için çok az karla kendi yerinde sattığı kumaşların, yurt dışında kaça gittiğini bile bilmiyor.

Bir yanda az kazanıldığı, ilgi göremediği için ölmek üzere olan bir üretim, öbür yanda ise ticari anlamda satıcıları tarafından Avrupa ülkelerinde çok yüksek fiyata satılan kutnu kumaşlar.

NEDEN SAHİP ÇIKILMAZ BU TÜR İŞLERE?

İnsanın aklına, altın sarısı renklerin hakim olduğu, pırıl pırıl parlayan kutnu kumaşları, Türkiye’de sadece Gaziantep’de üretildiğini bilip de, buna neden sahip çıkılmadığı sorusu gelmiyor değil. Gaziantep’li sanayicilerin, tekstil üreticilerinin bu üretimin en azından geleneksel olarak yaşaması için niye el uzatmadıklarını anlamak mümkün değil.
Yaptıkları işlerden milyonlarca dolar kazanan sanayicilerin, bu tür sosyal sorumluluklarının da olduğunun bilincine ne zaman varacaklarını sabırsızlıkla beklemekten başka elden bir şey gelmiyor ne yazık ki.

YEMEN KURUKAHVE VE BAHARATÇISI.

Mehmet Cevdet Akınal’ın 1963 yılında açtığı ve kendisinin hala tezgahta arı gibi çalıştığı bu baharatçıya mutlaka gidin. Gidin, çünkü unuttuğunuz esnaflığın ne olduğunu, insanlığı, güler yüzlü satıcıların hala var olduğunu kendi gözlerinizle görün.

Burası bir karış büyüklüğünde, büyük şehirlerde gördüğünüz baharat satıcılarına göre. Çünkü dükkan içinde iki kişi yan yana zor duruyorsunuz. Dükkanın dekoru bütün duvarları kaplayan kutulardan ve onlara asılı naylon torbalardan oluşuyor. Ancak Mehmet Bey’in gönlü geniş. Hem de öylesine geniş ki, dükkana ne almak için giderseniz gidin, hemen ön tarafta bulunan Türk kahvesi dolu kabın kapağı açılıyor. İçine kepçeyi daldırılıyor. Sonra da gelen müşteriye “At bir tutam” diyor Mehmet Bey. “Bu ne diye?” soruyorum. Cevabı, “Çiğ çekilmiş kahve bu. Al, al. Dimağı açar. Yorgunluğa iyi gelir” diyor. Bu müşterilere hoş geldin karşılaması.

Sadece bu kadarla değil. Çocuklu müşterilere ise önce istedikleri veriliyor. Sonra da hemen tezgahın arkasına geçiyor Mehmet Bey. Elini duvarda asılı torbalara daldırıyor. Gelen müşterinin yanındaki çocuğa göre, kalem, kalemtıraş, kız çocuklarına kolyeler, tokalar, sakızlar hediye ediyor. Hediye vermek için top bile almış Mehmet Bey...

Hani gönlü zengin, gözü parada pulda olmayan, o kitaplarda kalan esnaflardan arıyorsanız, Antep’de şaşırmadan hemen her yerde bulma imkânınız var. Hiçbir şey almasanız bile kahvenin tadına bakmaya, biraz sohbete bu dükkâna uğrayın. Sanki kendinize binlerce kilo "insanlık ve dostluk" almış gibi yükle çıkacaksınız buradan. Bu yük o büyük şehirlerde çoktan unuttuğumuz sahici duyguların yok oluşunun, insanlığın yükü...

Baharat, kurukahve, karabiber, hazır kahve ve sumak var. Türk kahvesi, günlük çekiliyor. Taze taze. "Faydaları çok. Dimağı yorgunluğu giderir. Mide bulantısını giderir". Diğer kahve satıcılarında da kahve satılıyor. Ne farkı diye soruyorum. Cevabı “Onlardan farkı ben Brezilya kahvesinin en iyisini alıyorum. Diğerleri ucuzunu alıyor. Hile yapıyorlar.".

Müşteriler kahvenin sahte olup olmadığını biliyorlar. Bana gelen müşterilerim, başka yerden aldıkları kahvenin ağızlarında bıraktıkları rahatsız tadı bilip benden başka yerden almazlar. Ben baharatlarımı İstanbul’daki dünyaca ünlü Kaşıbeyaz, Develi gibi kebapçılara buradan gönderiyorum. Onlara hatta Türkiye’ye gelen özel çayları alıp gönderiyorum.

KARIŞIK KAHVE.
Özel yapılıyor. İçine fıstık içi badem için koyuyorum. Şeker koyuyorum. Eşe dosta ikram etmek için yapıyorum. Satmıyorum. Bu da bir tutam alıp yiyenler için yorgunluk giderici, uyarıcı etki yapıyor. “


ARSLANYÜREK TIBBİ BİTKİLER ALIM SATIM MERKEZİ!

Eskiçarşı içinde yer alıyor. İlhan Arslanyürek, kendini bu işe 35 yıldır adamış. Aslında ilk işe başladığında bu işi yapmıyormuş. Ama gelen giden müşterilerin bu ürünleri sorması üzerine bir liste yapmış. Bir süre sonra bakmış ki, bu ürünlere ilgi fazla işi bu yöne çevirmiş. Çevirmiş ama geleneksel usulde ne gelirse satma yolunu tercih etmemiş. Başlamış araştırma yapmaya. 

“Tübitak’a, üniversitelere  sormaya araştırmalara başladım. Yurt dışı bu şekilde araştırmalarım hala sürüyor. Onlardan bana gelen cevaplarla bu işin bütün inceliklerini öğrenmeye çalıştım. Elimde çektiğim bitkilerden 15 bin adet slaydım var. 30 bin adet fotoğrafım var bitkilerle ilgili. Hiç kimsenin elinde olmayan bir kitap arşivim var. Aldığım kitaplar için, eski taş yapı bir Antep evi aldım. Kitaplarımı ve elimdeki belgeleri orada sergileyeceğim. İki katlı bir ev. Bu konuda bir arşiv yapacağım. Cd’lere dökeceğim slaytları” diyor.

Bunları anlatırken de bir yandan dükkâna gelen müşterilerin sorularına cevap veriyor.
 

EN ÇOK NE İSTİYORLAR.
Arslanyürek, günümüzde insanların hastalanınca gücü ilaçlara yetmediği zaman bitkisel ilaçlara daha çok önem verdiğini belirtiyor. Dükkânında,
Şu anda 350 tür bitki var olduğunu söyleyen Arslanyürek, “Bu yeni gıda yasasına göre 1300 türe çıkacağız. Benim hedefim de de o var. Ben de bir ortak bulursam bu işe gireceğim. Herkes birkaç tane iş yapıyor. İnsan bitki istediği vakit onu nereden bulacak. İstendiği zaman bulunmalı.”

MALZEMELER NEREDEN?
Arslanyürek bitkilere olan aşkıyla anlatmasını sürdürüyor.
“İhtiyacımız olan bitkilerin haritası var. Nerede ne yetişiyor. Ben de haritalara bakarak, nerede ne yetişiyor araştırıyorum. Sonra da oradaki köy öğretmenleri, köy muhtarlarıyla konuşuyorum. Onlara durumu anlatıp otları istiyorum. Korucular da var. Bir kısmı ithal olarak İstanbul’a oradan buraya geliyor. Buradan bulduklarımız oluyor.

ANTEP’E ÖZGÜ NELER VAR.
Adaçayı 60 tür var Türkiye’de. 7-8 türü sadece Antep’te var. Bu şekilde çeşitler var. Endemik bitkiler var. Faydası olur olmaz. 60-70 adet. Onun yerini bile söyleyemeyiz. Bugüne kadar 5 türünü bulduk. 70 tanesini bulamadık. Avrupalı botanikçiler daha önce bulmuş.
Satılan otlar ve özellikleri ise şöyle.

KARABAŞ OTU. Kalp kuvvetlendirici, balgam söktürücü, kalp ve damar açıcı, sinir bozukluğuna iyi geliyor.
TOROS ÇAYI.Demedi 75 kuruş,. Soğuk algınlığı, öksürük , bronşit.
KİRAZ ÇÖPÜ. Böbrek kumları ve mesane yolu iltihabı.
MISIR PÜSKÜLÜ.. İdrar söktürücü böbrek kumları dökücü.
OĞUL OTU. Kalp rahatsızlıklarına; baş ağrısı, uykusuzluk, kan temizleyici, nefes darlığı  ve astım için.
ALTIN OTU.. İdrar söktürücü, gastrit, böbrek kumları, varis, mesane yolu.
CİVANPERÇEMİ...Böbrek çalıştırıcı, astım, gastrit, adet söktürücü, basurda kullanılıyor.
ORMANLAR BİTİYOR.
Türkiye’de 20-25 yıl içinde orman denilen bir şey kalmayacak. Onlar olmazsa bu bitkiler de olmaz. Bunlar bizi üzüyor. Bugün Antep’te, 2 bin tane pide elle ekmek pişiren fırın var. Bu odunlu oluyor. Her fırın günde 225 kilo odun yakıyor. Buna haftalık aylık senelik yaptın mı, bir de GAP yöresine yaydın mı işin içinden çıkılmıyor.
Ayrıca, sobalı ev Türkiye’de kaç tane. Her biri 2 ton kömürle kışı geçiriyorsa, bunun yanında bir ton da meşe odunu yakıyor. Bu her şeyin sonunu getirir.
Bizim burada Güneydoğu Anadolu insanları kebaba meraklı. Gaziantep’in günlük mangal kömürü gideri 5 ton. İstanbul Üniversitesi orman Fakültesi’ne yazı yazdık. 1 ton kömür elde edebilmek için kaç ton oduna ihtiyaç var. Cevap geldi. 7 ton oduna ihtiyaç var. 7 ton odunu bir fide olarak düşündün mü, 20-30 dağı ağaçlandırıyor. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor yetkililer tarafından. En azından ucuz bir elektrikle bu fırınlar çalışır. 2 bin tane fırının ne gereği var. 50 tane yetmiyor mu bir şehre. Bu şekilde olması gerekiyor. Bir de bu bitkiler, önüne gelen bitkici açıyor. Doğadan toplanıp dükkana getiriliyor. Yeni gıda yasası bunun önüne geçecek ama denetimler sürmeli. Denetimler yetersiz.”

TRUVA FİLMİNİN BÜTÜN AYAKKABILARI YEMENİCİ HAYRİ USTA'DAN.

Gaziantep’de Elmacı Pazarı’nda, bir başka ilginç yer ise, Yemenici Hayri Usta’nın dükkanı. Yemeni, astarsız, elde dikilen, yani bir eşi daha bulunmayan deri ayakkabı olarak biliniyor.
Hayri Usta ölmüş ama yeni kuşaklar onun adını en iyi biçimde yansıtmak için büyük çaba harcıyor. Hem de öyle bir çaba ki, ürettikleri yemeni örnekleri, dünyayı sarsan sanatçı Bratt Pitt’in ve bütün Truva filminin sanatçı ekibinin ayaklarında yer almış. Sadece o mu. Harry Potter var, çocukların dünyasının gizemli kahramanı, onun filmlerinde bile ürettikleri, dönem ayakkabıları kullanılmış.
Dükkanda günümüzde, hem imalat yapan hem de satışta bulunan Bülent Tatar, dört kuşaktır bu işi yaptıklarını belirtiyor. Antep’de tek imalatçı olarak kaldıklarını belirten Tatar, götürebildikleri yere kadar bu işi götürmeye niyetli olduklarını söylüyor.
Cadde üzerinde bulunan ufacık dükkânın hemen her yerinden özellikle kadın ve erkek için yemeni terlik, ayakkabılar sarkıyor. Ürünler, gerek Antep içinden gerekse Antep dışından talep görüyor.
Türkiye içinde ise, İstanbul ve İzmir’e, ayrıca tatil yörelerindeki bazı satıcılara gönderiliyor.

Zaten Hollywood dünyasına girişleri de böyle olmuş.
“ Öncelikle Harry Potter’a numune bazında göndermiştik. Orada kullanıldı. Ama en çok Truva filminde kullanıldı. Filmde yer alan bütün sanatçıların ayaklarında bunlar kullanıldı. Biz yaptık. Botlarını özel çalıştık. Hepsini biz yaptık.
Onlar bizi aracılıkla buldu. Dalyan’da müşterilerimiz var. Onlar turistik olarak satar, onların hanımı İngiliz bir bayan. İngiliz bayan Warner Bros film şirketinin kostüm departmanından çalışıyor. Bizi tavsiye etmiş. 25-30 tane numune yaptık. Gönderdik. İlginçtir dünyanın her tarafından ayakkabı gidiyor. Bizim ayakkabılar seçilmiş. Anlaştık. 1000-1200 çift ayakkabı ürettik. 4-5 ay onlara çalıştık. Direk Brad Pitt’den imzalı foto geldi. Bizi çok onurlandırdı. Bizi çok memnun etti. Hayatında Türkiye’ye gelmemiş insanın bize foto göndermesi ilginç bir şey.”

Dükkanda isterseniz sipariş üzerine de terlik, ayakkabı yapıyorlar. Terlikler özellikle terlemeyi önleyici ve çok hafif. Denemeye değer...

KEMİKLİ BEDESTEN
1 ve 2 numaralı Kemikli bedesten ise yine Elmacı Pazarı yanında. Buralarda kumaş altın, işlemeli örtüler, çeyizlik malzemeler satılıyor. Gerçekten yüzlerce yıllık bedesten içinde alışveriş yapmak bir başka keyifli.

 
Alışveriş Telefonlar

1998-2017 www.gizlicennetler.com sitesinde yer alan sayfaların her türlü yayın hakkı Eyüp Coşkun'a aittir.
Site sahibinin izni olmadan, kesinlikle kullanılamaz, başka yerde yayınlanamaz.
Siteyle ilgili her türlü sorunuz için, burayı tıklayınız.
Tasarım ve Uygulama YSM Bilgisayar

Son Güncelleme : 21.09.2017

/